Cem 的个人资料KANATLIM照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
8月20日 Hayata tutunamamış yalnız bir serseriAkşam olmak üzereydi, insanlar telaşeli, herkes işlerinden çıkmış, evlerine yetişmenin derdinde. Sıradan bir kış mevsimi akşamıydı işte. Onca kalabalık arasında sakin sakin yürüyor, çevresini umursamıyordu bile, Başı önüne eğilmiş, gözleri hafiften çiseleyen yağmurun oluşturduğu su birikintilerinden gök yüzünü kaplamış bulutların silüetine bakıyordu. O an yüzüne baksanız, gergin yüz hatlarından bir şeylerin ters gittiğini, onu huzursuz ettiğini rahatça anlardınız. Sert ve donuk bakan yeşil gözleri bir an ufka çevrildi…
Bu kocaman bir hayat sancısıydı!..
Gökyüzünden bile daha bulanık olan düşünceleriyle birlikte, otobüs durağına doğru yürüyordu ve geldiğinde beklemeye başladı. Durup kalkan tüm otobüsler, inenler, binenler ve durmaksızın devam eden trafik. Herkese ve her şeye kızıyordu, kırgındı hayata karşı. Kendi kendine “bu insanlar, ne yapıyor?” Diye sordu. “Nereye gidiyorlar, nereden geliyorlar, neden, hiç kimsenin sanki nefes bile almaya vakti yok?” Otobüs durağının sağ yanındaki camlı bölmeye yaslanmış izliyordu sadece, çevresini, insanları, şu hayat dediğimiz hengamenin içinde olup biteni!
Olduğu yerde öylece bekledi, bekledi, bekledi…
Bir zaman sonra fark etti ki durakta bekleyen hiç kimse kalmamış!.. Bütün bedeni buza kesmişti, ayakta beklemekten dizleri yorulmuş ve sanki son anını yaşayan biri gibi acımsıyarak yutkundu, yavaşça ilerleyip durağın orta yerine oturdu ve titreyen elleriyle paketinden daha önce içmeye kıyamadığı son sigarasını da çıkarıp yaktı.
“Ne olucak şimdi?” Diye sordu kendi kendine, “NE OLUCAK!” Defalarca kaybettiği hayata karşı, buz gibi havadan bile daha soğuktu. Sigarasını bitirdikten sonra, soğuktan biraz olsun kurtulabilmek için kollarını birbirine bağladı, başını yine hafifçe öne eğdi ve tekrar düşüncelerine daldı…
O bu hayatta tek başına bir genç adamdı, yirmi beşine henüz girmiş. İki hafta önce canından sevdiği sevgilisinden istemediği halde ayrılmak zorunda kalmıştı, sadece bu kadar da değildi, bir ailesi zaten yoktu ve sevgilisinden ayrılmasının hemen ardından, kirasını ödeyemediği ev sahibi de evini boşaltmak zorunda bırakmıştı. Üst üste iki darbe yemesi onu öyle bir boşluğa düşürmüştü ki, birkaç gün sonra işine de son verdiler…
“Üç, sıfır” diye mırıldandı.
Tüm bunlar olurken, saat gece yarısına yaklaşıyordu. Gözlerinden birer damla yaş süzüldü, kendi kendine biraz daha sokuldu vee soğuktan uyuşmuş vücuduna aldırmadan, gözlerini yumdu.
ÖLECEKMİYDİ?!...
Kim bilir, belki!!!
KANATLIM 8月18日 KANATLIMBundan böyle bir üstadın dediği gibi; “Ne kadar asil bir eylem olsa da boyun eğilmez aşka!”
Su akar yatağını bulur! Bulur belki ama en azından o su yatağının içinde ilerlerken, etraftaki dallara, kayalara çarpmamak için bile olsa bir parça çaba sarf etmeli insan!..
Hala devam ediyorum, ama hayat ya bu “MUKADDERAT” ya bunun adı, sevgiden yana gülmedi, gülemedi sert ve derince bakan gözlerim!
Bir filmde duymuştum, “birlikte yaşar ve birlikte ölürüz, ölümüne çılgın ikili” ben hala birlikte yaşayıp, birlikte ölebileceğim o ikinci çılgını bulamadığım için, vazgeçtim bulma sevdasından. Ama bundan sonrada çıkmasın karşıma! Zira, geçti istemem gelmeni!..
Engin suların en derinlerinde bile gök mavisi umutlar benim olsun ama ikinci bir insan aslaaa!!!
Bundan sonra ikinci birine yer yok hayatımda!
Hadi KANATLIM, o gücü bitmek bilmeyen kanatlarını vurmaya başla yeniden, ama her daim TEK BAŞINAA!..
18 Ağustos 2008 P.Tesi 12:50
1月1日 KANATLIM 2Ne yani Yıl başı gecesinde yalnız olmak gülümsemeye mani mi? Şaşarım! Nasreddin hocanın sivri zekası gibi, Keloğlanın oyunları gibi!!!
Yok bee güzel gözleriniz bu satırlara değiyorsa ve internet denilen; bu çağın en büyük nimeti yada girdabı içinde yolunuz benimle kesiştiyse ve zahmet edip bu satırları okuyorsanız!..
Sizlere milyonlarca defa TEŞEKKÜR ederek dünyanın en güzel sevinçlerini koynuma alırım ben!
Hayat sonsuz, Ölüm belli bir zaman sonra ve samimi dostlukların ilelebet sürdüğü bu yerde, benimle bir şeyler paylaşan, nacizane yazılarımı okuyan insanlara hayranım ben. Ölümü sevgili gibi kucaklarım, yeter ki bir anlamı olsun! Dostlarım hem ölümüne, hem yaşamına baş tacım, onları candan selamlarım. Korkunun ne olduğunu unuttum ben! Şu hayatın gerçek manasını kavradım kavrayalı; Başımı gökyüzüne çevirdiğimde, bulut olsa ne yazar, günlük güneşlik aydınlık olsa ne! Söyleyin bana!?
:)) 12月31日 KANATLIMÇok eski şarkılara sığınıyorum, yere göğe yada hiçbir yere sığdıramadığım duygularla, akıyorum, esiyorum, coşuyorum sonra yavaş yavaş kendi halimde sessizce duruluyorum. Belki bir sonra ki fırtınaya kadar!..
Evim artık yuvam değil, tüm eşyalar üst üste terk etmeden önce, kulaklarıma çalınan slow, hüzünlü gitar tınıları, çevremdeki yüzler yabancı. Zamanla onlara alışma fikrini de yediremiyorum kendime her nedense!
Alışmak yada alışmaya çalışmak! Alışmaya bile o kadar alıştım ki artık her yeni yabancılığım bana eskiden olduğu gibi tuhaf duygular hissettirmiyor. “Hayat her insana bunu yapar mı?” Diye soruyorum kendime. Cevap ansızın ve birden bire geliyor. “Bilmiyorum!”
Ay ışığının denize yansıması çarpıyor gözlerime, yılbaşı öncesi yalnız ve sakin bir gece. Dışarıda sadece sessizlik! Yada bi saniye, belki o kadar sessiz değil rüzgarın uğultusu var. Hava dışarıda kısa bir süre kalan biri için dondurucu SOĞUKK!!!
Böyle bir gece de bile bir bardak çay yine insanın içini ısıtacak kadar sıcak ve tatlı, yanına da her zaman bir sigara iyi gidiyor ama. Yeni bir kırgınlığın, taze bir kalp kırıklığının sancısı bile olsa üzerimde öyle işte! Ben çekinmeden dile getirdim hep duygularımı, sonu ne olursa olsun! BEN DE BÖYLEYİM!!!
En aciz zamanlarımda bile savunmasız değilim, benim de bir sahibim var!
Yine dinen bir fırtınanın ardında ki her yerin bertaraf olmuş görüntüsü var aklımda, içimde ki dağılmış şehirlerden birine ait! O şehrin insanları, ölülerini gömüp, şehirlerini tamir ederler herhalde! Belki bende onlara yardım ederim, inanmaya mecalim kalmadıysa bile umut RAB’bimden sonsuz bir kaynak, bitmek, tükenmek nedir hiç bilmeyen!..
Her sona bir tebessümle veda etmek zorunda mıyım ben! Yine de gülümsüyorum işte :) 12月9日 Canım Istediİki çok eski video, ikisini de çok seviyorum...
ÖZLEM TEKİN - BAHAR
VE ŞEBNEM FERAH - BU AŞK FAZLA SANA
11月11日 Nedensiz Bir KarmaşaBir umut vardı içimde bir zamanlar, yeni filizlenen, taze, üzerine yeni yeni gün ışığı vuran ve o umudun sahibi her ne kadar ben olsam da kaynağı bir başkasıydı! Şimdilerde benden nefret eden ama bir zamanlar bana gülümseyerek arkamdan el sallayan bir kız!
Öylesine biriydi, herkes kadar sıradan, herkes kadar kendi içinde ve sevdikleri arasında özel olan. Beni gittiğim uzaklardan temelli buralara döndüren, uğruna ölümlerin bile tatlı geldiği, umursanmadığı ve şimdi tüm nefretimizi, kinimizi, hırsımızı birbirimize yönlendirmiş sanki kavga edebileceğimiz her fırsatı kollayarak bekliyoruz. Adı anıldığında yanımdakileri konuşturmadığım ve onun da aynını yaptığından emin olduğum, hatta belki daha kötüsünü. Aslında ben cevapları biliyorum, çok iyi biliyorum hemde ama sadece susucam, susucam çünkü anlatsam karşımda beni anlayacak bir muhatabım bile yok. Mevlana’nın söylediği üzere: Tüm bildiklerin karşındakinin anladığı kadardır! Öyle değil aslında ama karşında ki anlamıyorsa yada anlamak istemiyorsa buna siz ne yapabilirsiniz ki?
Her ne olduysa oldu sonunda biten bir öykünün ardından ne kadar “AH” etsenizde bunun size bir faydası olmayacak. Ne hatalardan ders alıcam, ne de dönüp arkama bakıcam, ben hala…
…Sonrası bende saklı kalsın bu cümlenin, öyle ya bunu bir maharetmişçesine bana karşı kullanmak isteyenler olur! Bazı zamanlarda insanların beni savaşla, dayakla yada ölümle tehdit ettiklerini hatırlıyorum! Ne var ki beni zerre kadar korkutmuyor bunlar, ben çeçenim savaş dna yapıma işlemiş, en iyi yaptığım şeylerden biridir savaşmak. Çok kavga ettim ben ve savaşlara değilse bile silahlı çatışmalara girdim ben, bunun ne demek olduğunu biliyorum, mermiler kafamın üzerinden geçerken, namlunun ucundan çıktıkları yada bir duvara çarptıkları zaman çıkardıkları sesi iyi tanırım. Ölümden de hiç korkmadım, korkmuyorum, korkmayacağım da! Benim gibi birini ölümle tehdit etseniz ne çıkar ki? Yaşayan herkese inat bu güne kadar ölenlerin sayısı daha fazla, onların arkasından gitmekten niye çekineyim ki!?
Hayat durmadan akıp gidiyor, bir çoğumuz acı çekip duruyoruz bu hayatta, bazen dert edilmeyecek şeyleri bile dert ediyoruz, boşu boşuna hayatımızı harcıyoruz! Kim bunların ölmekten daha iyi olduğunu iddia edebilir ki? Bilmiyorum! Bazı zamanlarda insanların istedikleri bir çok şeye anlam veremiyorum. Doğup büyüyor, okula gidiyor, sonra birer iş sahibi olup sonunda evleniyoruz, hayatın önemli aşamaları diye tabir ettiğimiz bu şeyler aslında ciddi manada ikinci hatta öyle önemli şeyler var ki üçüncü planda kalması gerekirken en birincil önceliklerimiz olup çıkıyor bir kenara.
Dert değil aslında hiç birisi! Elbette herkes kendi hayatında yapması gereken her neyse onu yapsın, ilgilenmiyorum. Ama gerçekten bir gün gelirde insanların farklı öncelikler edindiğini görür müyüm acaba, burada sayılanlardan çok daha önemli olanları tabii her insanın kendi hayatında ki inanışa göre değişen ama tek bir ortak hedefe varan türden öncelikler!
Yine bilmiyorum…
Ama biliyorum ki bilen birileri var!
Sadece; beni gerçek hayatta tanıyan biriyseniz eğer, bilin ki savaşı da, aşkı da en yukarılarda yaşıyorum her ikisi içinde hiç kimsenin inanamayacağı kadar kolay ölebilirim! Bu yüzden dostumsanız hiçbir şey söylemeyin, ama düşmanımsanız gerçekten bana bir şey yapacaksanız tehdit etmeyin beni, bu son zamanlarda gerekenden çok ama çok daha fazla telefon kabadayısı tanıdım ben, uzaktan uzağa anlattıkları şey beş ölü, on ölü ama sabah kalktığımda hiç sela duyamadığım türden! Yüz yüze geldiğinizde ise inanamayacağınız kadar ince insanlar familyası. Ne kadar yüzeysel ve saçma bir hayat felsefesi… 10月17日 Bize Bir şeyler Oluyor!..Metrodan inip otobüse biniyoruz bir yerlere gidip gelirken kulağımızda elektronik müzikler, kış ortasında çileğin tadına bakabiliyoruz, internetten çabucak aşık olabiliyor ve ardından magazin programları izliyoruz. Bir dergiden kadın, erkek tavlama yöntemleri bir çırpıda okuyup sevgilimize uygulamaya kalkıyoruz, peki bizler nerelerden geldik ve nerelere gidiyoruz!?
Kapımızda yine bir kış var yavaş yavaş yaklaşan, soframızda her türlü yazın ve kışın meyveleri, sebzeleri birlikte olabiliyor, hormonlu belki ama yine de burada işte, önümüzde hadi umarsızca yiyelim. Mektuplar ne zaman elektronik oldu? Çocukluğumda durmadan ötüp duran cırcır böcekleri nereye kayboldu, ya yıldızlar terk mi ettiler bizleri? Aşık olduğumuzda elimizden düşürmediğimiz şiirler neredeler, aşkımızın elini tutma özlemi nereye saklandı, plansız projesiz sadece ölümüne sevilen eski aşklara ne oldu? Bu kalabalıkların arasında her birimiz neden gün ve gün yalnız kalıyoruz?!.
Teknoloji denilen nimet geliştikçe biz neden gerilemek zorunda kalıyoruz, sevgiden daha fazla hissettiğimiz nefret, isyan ve kırgınlık duyguları nereden hortlayıp yapışıyor yakamıza. Eski insanlar mı çok akıllıydı, yoksa bizler mi çok aptalız! “Yaşamayı, yaşamdan zevk almayı neden beceremiyoruz? Galiba daha çok o bizi beceriyor!!!”
Bu yozlaşmış yapılanmanın, Avrupa ve Amerika özentilerimizin, onlara özenip daha özgür yaşayacağız diye bocalarken, eski değerlerimizi bir bir kaybedişimizin ne kadar farkındayız? Neden sadece eski günler güzeldi demekle yetinir olduk artık, sevdiğimiz insanlara bile bir güler yüz göstermekten çekinirken, hiç sorgular mısınız bunları? Yoksa sizde bunları duyduğunda kulak tıkayanlardan mısınız?
Ahh evet ne yazık ki mi diyorsunuz sadece?
DEFOLUN gidin o zaman bende daha fazla yazmıyorum!!! 10月11日 Bayram Öncesi Yalnız Bir Gece!..
Bayram öncesi yalnız bir gece!..
Yine bir gecenin, yeni bir gecenin başlangıcı (01:20) 12 Ekim 07 Cuma günü yani!
YARIN BAYRAM…
Ama sevinemiyorum! Sevince dair bir kıpırdanma yok içimde, sadece şu bayram denilen hengame geçip gitsin yeter! Ben şu anda ne gece, ne gündüz, akşam, sabah, bayram veya isyan hiçbir şeyi umursamıyorum. Olur bana bazen öyle, bir sigaramın dumanı odamı, birde geleceğe dair düşünceler kaplar beynimin kıvrımlı damarları arasında ki tüm yolları.
Şimdi yine düşünüyorum, kesinlikle öyle kara kara değil ama. Yarı istemsiz, yarı şaşkınım sadece. Ve sadece düşünüyorum. Ne olacak?
O kadar çok seçenek var ki olabileceklere dair hangisinin önünü kapasam, hangisine yol versem? Bilmiyorum, kararsızım!
İçimdeki saf saf durmuş savaşa hazır orduların komutanlarını bir araya toplayıp bir Sultan edasında soruyorum onlara, “Ne yapmalıyım?” “Sen ne yapmak istersin” diye soruyorlar. Öyle ya! Ben ne yapmak isterdim gerçekten! Bu iç hesaplaşmalarımın bitip de yerlerine deli tutkularımın aşikare su yüzüne çıkacağı bir günü görür müyüm hakkaten?
Şöyle bir dönüp geçmişe bakıyorum da. Şu az ilerde duran hiç görmek bile istemediğim Tuğba isimli kız. Tüm gururumu uğruna yere sererek “seni seviyorum” demek için kapısına gittiğim, düşündükçe ağladığım, yanıp tutuştuğum ama en son tepkisini gördüğümde, inanamadığım, donup kaldığım! “Ben bunun için mi bunları yaşadım?” Dediğim insan!!! Bende en az bu gençler kadar bu zamanda yaşıyorum, bende AŞK nasıl işliyor. Peki ya bu zamanda ki gençlik aşkı ne sanıyor, nasıl yaşıyor. Niye iki günde düşman oluyor? (Elbette sözüm meclisten dışarı) Ama hiç anlamıyorum. Şimdilerde bana arkamdan tehditler savurur olmuş. Gülsem mi, ağlasam mı bilmiyorum.
“ya bi insan anca bu kadar basitleştirir kendini inan ben sesini dahi duymak istemiorum yapsam çok seyi yapardım da neyse dua etsin we o yalan yanlıs seyleri sölemekten biraz da olsun utansın” (Bu mesajı çok seviyorum dediğim, güzeller güzeli göndermiş bana!!!)
Kadir, hayatında bu güne kadar Allah’tan başka birinden hiç korkmadı, hiçbir zamanda korkmayacak. Maalesef bir yanıyla o kadar da asi! Aşkı da savaşı da hep ateşli oldu Kadir’in! Ne annesinden, ne babasında ne de bir başkasından korkuyor, kendi doğrularını içine oturtmuş bir kişiliği var orası kesin ve insanları sadece seviyor kim olursa olsun ama korku denilen programdan nasibini almamış bir garip o! Haklı olan yardıma muhtaç herhangi biri karşısına çıksa, ona bile yardım ederken ölümü SEVE SEVE göze alır Kadir, savaşmış, barışmış, ölümmüş, yaşammış hiç fark etmedi ki Kadir’e. Şimdi sanki başka biri mi yazıyor ne? :) Hayır aslında bende Kadir’in içinde ki dünyadan bir parçayım sadece zaman zaman hissedilen. Ve yukarıda ki yazdıklarımda zerre kadar yalan varsa, tüm samimiyetimle alemlerin Rabbi olan ALLAH, CEZASINI VERSİN Kadir’in!!!!!
Şimdi sen kimi ne ile tehdit ediyorsun? Niye peki? Ne alakası var yaa, beni de herkes kadar basit ve yozlaşmış zannediyor insanlar, ve gerçekten ben bunu da anlamıyorum!
Anıları daha taze olsa da şimdi, “Boş ver!” Diyorum sadece, “yaa sie de gitsin” eğrisiyle doğrusuyla düşüncelerimi kendilerine tutsak ederek arkamda kalanlar. Ne yararı var ki onların bana? Bu kızın az daha ilerisinde koskoca 1 seneye sığdırılmış İzmit macerası var! İçimde ki yeri bir öncekinden daha büyük, silahlı çatışmalar, ülkenin önemli insanları, toplantılar, politikalar, planlar!!!
Şimdi tüm vasıflarımdan sıyrıldığımda burada sadece geçmişini düşünen vasıfsız biri kalıyor ellerime. Ya iyi de yaptığım onca şeyi ben ne halt etmeye yaptım, bu yatırımdan ne elde ettim ben. Ne dipsiz bi kuyu ama! Sorguladıkça sorgulayası geliyor insanın kendini, bide cevapları vermeye mecalim olsa, sorun yok aslında.
Eee o zaman, geçmişten şimdiye taşıdığım ama bana pek bi yararı olmayan boş anılarım var elimde, bunların alacak olan biri çıksa bedavaya satardım be, vallahi de billahi de satardım. İçimde yaşayan sokak serserilerinden biri bana “bu düşüncelerin bi sonu yok arkadaş” diyor. “Sana ne ulan, soran oldu mu? Serseri!” Galiba bu yüzden kullanıyorlar bu lafı. “Düşün düşün, boktur işin!”
Off herneysee işteee, şimdi şu bayram hengamesi var, önüme çıkan büyük, küçük herkesi öpmek zorunda mıyım ben şimdi!!! Güler yüzlü insanlara istemesem de gülümsemek zorunda mıyım!?.
Bu şehre uzak dağlardan birinin zirvesine çıkmak isterdim şimdi, karanlık ve yalnızlık ne de güzel giderdi şu halime! (DARK&ALONE) Bütün bedenimde bir buz dağından daha az önce kopmuş sert rüzgarlar dolaşsın, gözlerimi kapayıp sadece karanlığın ve sessizliğin içinde rüzgarın sesiyle yalnız kalayım isterdim sadece!
Oysa onun yerine şimdi kocaman nefeslerle içtiğim sigara ve bir kupa dolusu kahvem var yanımda ve bilgisayarımın başındayım, bir kendim bir ben… Yeni bir söz bulmuş işi gücü bu sözleri bulmak olan söz yazarlarından biri. “Nescafe bile üçü bir arada ama ben tek başınayım!”
:)
Yine mi bocalıyorum ne!? 10月8日 SitemHerşeyim bir umuttan ibaretti, aşık liseli serseri birinin elinde oyuncak olacağımı ben nerden bilebilirdim. Sustum! Yutkundum, yüreğime döndüm ve her zaman yaptığım gibi küçük ama acımsıyan bir gülümsemeyle gökyüzüne baktım...
Kapalıydı!
Umursamadım, ben hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim çocukluğumu bile geçmişe gömmek zorunda bırakıldım. Bununla da baş ederim heralde, yada ölmek ne fark eder ki? İnsanların sandığı kadar zor ve korkulası bir yol olsada ben tercih edilmeyen yollardan yürümeyide seviyorum.
Aslında biraz tuhaf oldum! Tam eldivenlerimi giyip ringe çıktım ki, bide baktım havlu atılmış, ne yani şimdi maçı ben mi kaybettim. "Evet sen kaybettin" dediler. Anlamadım ama kabullenmekten başka çarem de kalmadı.
Zorunluluklar gereği herşey...
Sago der ki: Şarkılarım sen ve benim hayatımda ki sen etkisiyle ilişkili, varlığımı tanımlamak adına yeni sıfatlar yaratabilmeliyim. Beni sevmek için programlanma devrelerini yakarım, bir kişi hariç herkese kapalıyım...
Telefon çaldı ne yazık ki iyi niyetlerimi meşgule verdim, bu çığlık atan duvarlar tarafından nasıl da rahatsız edildim.
Bu cinayet günahın en asali ihanet, hakkımı ver gideyim adalet, son kozum olsun zorda sükunet, kendime sarılır donarım!
İşlediğin cinayet hayırlı olsun sevgilim, şimdi tek kelime sözüm yok sana, zira olsa da anlamayacaksın, hiiçç takma sen, ben kendime sarılır donarım.
Selametle...
_________________________________10月2日 Hırçın Yüreğin SavaşıHer bi halin ürkütür ve korkutur da saldırır yürek,
umutsuzum görünmeyen her kıvılcıma bir ek. Tam bin alim geldiler, baktılar, düşündüler, Olmadım ki hiç iyi, istemem ki şifayab! Yok be sanma arsızım sadece umarsızım, kararsızım, Onlar ne sandılar, umursamam senle solmuşum, sararmışım. Kendi dünyama düşünmeye dönmüşüm, kapanmışım! * * * * * * *
süreksiz umutsuzluk, umudumun sanrısı bir adi kıvılcım,
Ateş almıştı gerçek dünyaların en yalan zamanlarında. Zamansızlıkların en mükemmeliydi yaşadıklarım, :) Hıh sahteymiş sanrılarım, çok geç anladım. Tamam desem de pes etmem büküldü boynum ve şaşırdım, Her bi savaş pek çetin, alışmışım umurumda mı sonu, Hangi seferde sevdanın neresinde ben ölümüşüm ha kalmışım! * * * * * * *
Sen evvelde yaşadığın hayatasın, orda kalmışsın,
Bu beden sana bağlı ahirlerde son treni de kaçırmışım. Sessiz yüreğim, güçsüz bedenim ve sersefilim sevgilim, Tamam sen anlama beni umurunda mı gülmüşüm ağlamışım. Kahbe kalbe son sevdamı isteyerek ben tek atmıştım, TIM tım tımm lanet harbe hırçın kalp atışlarım. Duyarsın sandım yanılmışım, şimdi yüce RAB'be yalvarışlarım! * * * * * * *
Al beni artık yanına, son ver bitmeyen kabuslarıma,
Dursun artık susmayan bu kargaşa! Beni bulamasın sevgili yalnız bıraktığı savaşlarda, Sende ahım alma aslaa yazık olur kaybettiğin yarınlarına, Duramazsın, beni bulamazsın ararsan, bak cehennemin siyah semalarına. Arkamda kalan beyaz esmalarıyla vurduğum bu çöl güneşine, Bir sıcak rüzgar eser üzerine kendine gel her zaman ağla ayrıldığına!.. KANATLIM 4月8日 Ayrılık SonrasıHani sen her zaman benimdin
Beni düşündüğünde ufka dalıp giderdi gözlerin Sen aslında benim değildin Sen beni, benim seni sevdiğim kadar sevemezdin Hani sence ben hep başkaydım
Hani benim için herkese baş kaldırırdın Sen aslında sadece bir yalancıymışsın Şimdi isyan eden benim, baş kaldıran umutlarım Bir an önce çıkıp gitmeni diliyorum
Zaten bende seni hiç sevmiyordum İçim acıyor lütfen git artık Yanında ağlamaktan korkuyorum Yüreğine yüreğimi ne de sıkı bağlamışım
Sen giderken can veriyor sevinç çığlıklarım Yıktığın dünyamdan arta kalanlar bunlar Şimdi sen bir oldun da ben sıfırmı kaldım Şimdi sen gittin ama bitmedi hayalin
En başından yalan olan hayali gerçeğim Hiç olmamıştın ki aslında; Anlamalıydım, Sahte öpüşlerinin tadını aldığımda Peşinde her daim AH'ım var bilesin Dilerim sende bunu yaşamadan ölmeyesin Hiç kimseyi benim seni sevdiğim kadar sevemezsin Umarım başka biri de sana aynen böyle "hoşçakal kara_kanatlım" desin... KanatlimZaman geçen senenin bilmem ne zamanları, yazı şöyle başlıyor.
Kötü hissediyorum, yarısı yanık, yer yer örselenmiş, baktığımda içimi acıtan ıstırap tohumlarıyla dolup taşmış bir hayali fotoğraf tutuyorum elimde! Gördüğümde, dokunduğumda ve baktığımda hatta düşündüğümde bile. Bu kadar aptalca, bu kadar zayıf, bu kadar olumsuz bir duygu, kim oluyor, nasıl oluyor da beni kendine bu denli esir edebiliyor. Her yanı başka bir hayal kırıklığından oluşmuş piyangoyu bu sefer ben tutturuyorum! Sonra yine aynı zavallı alkış seslerini duymaktan tiksinmiş kulaklarıma, bir tabanca mermisi hediye etmek istesem de, kararsız bekleyişlerimden biri beni kapıda kırmızı halılarla, ayakta karşılıyor... Tüm işkencelerim sıraya dizilmiş, beni yaşamak için sabırsızca bekliyorlar! Ben tatlı ve yemyeşil bir bahar hayaline yumdum gözlerimi...
Şimdi sabah; yatağımda seni görmenin hazzını tarif edecek kalem, bunu yazmaya çalışırken tattığı duygulardan sarhoş olup, kırılır be sevgili! Yatağımdan kalkıpta gümüş renkli günün, gülümsediğini gördüğümde, kendimden geçiyorum. Kapıyı açtığımda önce etrafı çitlerle çevrili masallardan çıkma bir bahçe görüyorum. "Öyle güzel ki" diye başlasam da devamını getiremem... Sesi güzel olan tüm kuşlar oraya toplanmışlar, bir sabah meltemi her yerime dokunup başımı okşuyor, gülümseyerek bakıyorum ona önce, hani masum küçük bir çocuk edasıyla. Ve o da aynı şekilde karşılık veriyor bana. Sonra gözlerimi kısarak ana avrat küfretmeye başlıyorum o melteme! Çünkü anlattığım her şeyin YALAN olduğunu biliyorum. İşkencelerim birer birer önümde diz çöküyorlar, fırtınalarım kasırgalara dönüşüyor, sonsuz bir karanlıkta. Kara kanatlı, hala yorulmamış meğer...
Koca siyah kanatlarını vurmaya devam ediyor havanın utanmayan yüzüne... |
|
|